30 kişi kendisini tutuyor, 14 arkadaşı var.


04.03.1987 doğumlu, 21 yaşında. şu an yaşadığı yer İzmir. öğrenci olarak çalışıyor.

topluluklar

üyesi olduğum topluluklar | yöneticisi olduğum topluluklar
  1. Atatürk

    Atatürk

    3384 üyesi var. üyelik serbest.
  2. müzik

    müzik

    2973 üyesi var. üyelik serbest.
  3. Metal

    Metal

    2286 üyesi var. üyelik serbest.
  4. 80s

    80s

    1597 üyesi var. üyelik serbest.
  5. kahve

    kahve

    696 üyesi var. üyelik serbest.
  6. tiyatro

    tiyatro

    691 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile.
  7. deu

    deu

    192 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile.
  8. rock

    rock

    3884 üyesi var. üyelik serbest.
  9. izmir

    izmir

    2319 üyesi var. üyelik serbest.
  10. The Doors

    The Doors

    137 üyesi var. üyelik serbest.

1 2

pinkpurple panosu rss kaynağı

arkadaşları neler demiş?

yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaaşamak yanı ağır bastığından

diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...

hot sound   1 gün önce  

ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ ( offfffff off )

Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu, ağlardım
Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdiğin vardı, duyardım
Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu, ağlardım
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, ağlardım
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım...

hot sound   1 gün önce  

O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
Seni görür görmez özgürlüğümden utandım
Söyle ne içersin, çay mı kahve mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

Saçların uzundu, omuzlarına akardı
Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
Onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
Gülerdin, içimize aylar doğardı
Görünmez dağların arkasından
Eski gülümsemeni beyhude aradım
O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

Bir çay içer misin, yoksa kahve mi
Kibritim yok, demek cigaraya başladın
Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
Böyle bir kız değildin sen eskiden
Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım

pinkpurple   13 Ağustos 2008 00:25  

gecenin ortasında ne işin var
yıldızlara dokunma yanarsın
bak birazdan ay da batacak
karanlık bulaşmasın ellerine
tersine döner yolunu bulamazsın

içi dışı uzay tozu yansımalar
sahi mi yalan mı anlayamazsın
bir rüya gemisi iskele sancak
dokunup geçiyor hayallerine
ağlayasın gelir ağlayamazsın

pinkpurple   13 Ağustos 2008 00:07  

arada ses ver =)

abidigo   28 Haziran 2008 12:44  

ses:D kasedim ne zmn çıkıcak:D

pinkpurple   29 Haziran 2008 02:04  

bohemia

sesine en benzeyen rengin; paletlere vurmuş aks-i sadâsıdır bu, kulak ver, dinle... uğultusudur rüzgarın saçlarındaki tortusu... ne bilirsin rüzgar, hangi doğumun ardından ıslak sokaklarda kalan izi hangi acıyla soluyacaktır...

boynu bükük kelimelerin var senin, silinmedik ağız kenarlarında.... sarhoş ayaklar(-ın) yalpa sokakların sürgünü... bir karasevda vardır yazılmamış adım sinmiş köşebaşlarında ki o köşebaşlarında bir o kadar gayb'ım... aksa ak, karaysa kara veya paletin hangi rengine boyanmışsa öyle bir sevdadadır şair... körü körüne, yangın, bir o kadar münzevi...

aks-i sadadır bu, dinle; rüzgar kokusu sinmişken saçlarına, doğumun ardından ıslak sokakların izi, acı! (tan)!

nicedir boynunu bükerken kelimeler(-in), sürgünü değil misin yalpa sokakların. gayb'a karışırken yusufa benzer adım, bütün renklerin şairi; yorgun körü körüne yangın sükût kadar münzevi...

ve yok'luğun münzevi bir yıldızdır. kayıp adresleri gösteriyor varlığının her zerresi... kısa cümlelerin vurgunu, insan(-cık) dolu sokakların sürgünü yapmışken hayat seni, öylesine hüzün gözlü, öylesine yalpalayan sokakların vurgunu; boş gözlerle bakıyorsun kalabalıklara. sesleniyorlar bak dinle: "biz seni doğarken esir aldık, ne etin senin etin, ne kemiğin senin kemiğindir. şimdi diz çök(!), doğarken biat ettin sen... özgür olmak yakışmaz sana, artık bütün kafesler senindir..."

şarkılar... neden böyle yorgundur, "ömür" dediğin şey; söyle, kaç demdir son-baharı yaşamaktadır ve yapraklar neden böyle kurumuştur... her bastığında öylesine can kırıkları, ki her döküldüğünde o kadar kaybolmuşuz... şimdi, buruk şarkılar haykırdığım dağların yankısı, ressamın paletindeki bir renk tortusu, körü körüne bir yangın, şairin münzevi yalnızlığıdır artık...

kayıp adres: hiçliğin zerresi. -ki öylesine (sen) bildik!- yorgunken şarkılar nakarat nakarat, ömür son-baharını yaşamaktadır. kurumuş yapraklar arasında,
bir de; zaman kaçkını olmak; ah ne zor! dağların yankısı, ressamın renk tortusu, körü körüne yangın, şairin münzevi yalnızlığı nedir ki?...

doğrudur sükûtun ikrârı, doğrudur musanın asası, doğrudur şairin turuncuya, siyaha, daha koyu siyaha ve en koyu siyaha boyanmış sürgün yalnızlığı... ömrün üç deminde, ya da hayır hayır kaç deminde emeklediği(m)n yollar düze çıkacaktır, söyle... bu üşüten, titreten yokluğunda bohem yalnızlığım boynumda yafta, bir suçlu gibi ezik, mahzun ve gözleri ufka bakan nemli, ölebilirim... yakılmamış bütün ağıtlar benim olsun!...

beyaz değil, koyu beyaza çalardı düşlerim, öylesine mahzun, öylesine temiz... doğarken, sonrasında gelirken ve kaçar(ılır)ken birkaç sözüm vardı söylenmemiş en az düşlerim kadar koyu beyaza çalınmış... bir gece vakti, dilekler-bilekler duaya yırtılırken, çirkin ve karanlık bir avlunun loş ışığına takılıp kaldı düşlerim, sözlerim, bir de karanlığa bir o kadar alışmış gözlerim... buraya kadarmış, demek ölecekmişim! (-hikaye-)... boynumda yafta siyahla beyaz arasında med-cezir bakire bir aşka kurban ediyorum bütün şiirlerimi...

sükût, ikrâr-ı hakîkat! koyu siyaha boyanmış yalnızlık! sürgünde yollar düze çıkacakmış, yalan! bir suçlu gibi ölmek ne zor,
âh;
yakılmamış ağıtların hepsi ben'im...

koyu beyaz, mahzuniyet terennümü; birkaç sözüm var koyu beyaza karışmış. âh râb, nicedir bilekler duaya kenetli; sürgünse sürgün, med'se med,
gel, al, âh...

mantık, sefil bir oyuncaktır şimdi alaşağı ettiğim, akıl öylesine yok-sun(!)... ne garip bir hikâyedir bu anne, uzun cümleler etmeye dahi vakit yok... bütün kısa şiirler benim, aklın alabildiğince uzun tefsirler sizin olsun... zira, bir şafak vakti, kuytu bir yalnızlığa gömülürken yusuf kuyusunda, mecnunun bir ahı vardı dağları delen... ey adem'i alaşağı eden insan-cıklar! artık aşk adına bütün girift ve süslü cümleleri kurabilirsiniz; bir o kadar yalan!... cüce değil misiniz?... bütün cüce'likler sizin olsun...

mantık, alaşağı!... akıl, yok!...

şafak vakti; kuytu yalnızlık!.. mecnûn, âh!... yûsuf, sultân...

sahi, hiç merak ettiniz mi aynanın arkasını... her gün yalan yüzlerinize bakarken, amentü'ye ne kadar biat ettiğinizi... biat ediyorum; yalan'sınız ve yalandır tümcelerinizin tümü... oyalamayın beni, dar vakitlere mahpus bir yaşamın son kırıntılarında (h)içsel bir yolculuktayım şimdi... hava karardı, loş ışığın yansıması bir avlunun son dönemecine takılırken gözlerim, celladımı bu kadar özleyişim nedendir?...

ayna, paramparça!... ne büyük yalan biattır, kirli yüzlerin arkasına saklanan.

oyalamayın beni, dar vakitlerin adamıyım ben. avlunun son dönemecine kayarken gözlerim, âh celladım, özledim seni...

sesameporter   11 Haziran 2008 16:24  

BLOG pinkpurple rss kaynağı

adresi: http://pinkpurple.sosyomat.com/blog

müzik kutusu

empeüçlerim